Deniz Özgün Yazılar

Donanmalar Çarpışıyor 3: Türk Donanması Navarin’de Katlediliyor!

Cezayirli Gazi Hasan Paşa ardında, ulu Türk milletine ve yüce Osmanlı İmparatorluğuna 55’i kalyon, kadırga gibi büyük savaş gemilerinden oluşan devasa bir donanma bırakmıştı. Bu donanma, döneminde Avrupa’nın en güçlü donanmalarından biri olmuştu. Osmanlı İmparatorluğu tekrar denizlere hükmedebilirdi! Tekrar deryaların hakimi olup Akdeniz’i, Karadeniz’i Türk gölü haline getirebilirdi! Peki, öyle mi olacaktı? Maalesef öyle olmadı…

Gelin görün ki Cezayirli bu dünyadan göçüp gittikten sonra bir insan ömrü geçmemişti ki Osmanlı Donanması yine, yeniden Navarin’de yok edilecekti.

Osmanlı Denizciliğinde önemli köşe taşlarından bazılarını anlattığımız dizisinin ikinci bölümü olan “Osmanlı Donanması Tekrar Hayatta” yazısının son paragrafı olan bu satırlar aslında karanlık bulutların habercisiydi. Cezayirli Hasan Paşa’nın emekleriyle kurulan müthiş Osmanlı donanması Navarin’de yine, yeniden yakılacaktı. Bu yazı da Navarin Tragedyasını konu alacaktır. Tragedya olarak isimlendiriyorum zira olay bugün ki yunan topraklarında, Yunan baş failliğinde meydana gelmiştir. Konuya daha hakim olabilmek için okumadıysanız yazı dizisinin ilk 2 bölümünü okumanızı tavsiye ederim.

  1. Bölüm-> Donanmalar Çarpışıyor: Osmanlı Donanması Çeşme’de Yok Oluyor!
  2. Bölüm-> Donanmalar Çarpışıyor: Osmanlı Donanması İntikam Arıyor!

Osmanlı donanması Cezayirli Hasan Paşa’nın gayretleriyle tekrar muazzam bir güce kavuşmuştu. Hasan Paşa’nın irtihalinden sonra dahi bu donanma denizlerde boy göstermiş birçok muharebeye girmişti. Kâh üstün gelmiş kâh mağlup olmuş Osmanlı İmparatorluğu’nun ulvi menfaatlerini denizlerde korumuş ve şanlı sancağı deryalarda dolaştırmıştı. Cezayirli’nin üstünden 37 sene geçmişti. Çeşme’de Osmanlıyı donanmasız bırakan o kara günün üzerinden ise tam 57 sene.

Bu süre zarfında köprünün altından çok sular akmıştı. 19. Asrın birinci çeyreğinde balkanlar kaynar kazana dönmüştü. Batı Avrupa’daki Lehistan sancağı, Kanije-Eğri-Temeşvar vilayetleri ve Budin paşalığı Osmanlı İmparatorluğundan ayrılmıştı. Elbette bu ayrılış kağıt üstünde kalmamış coğrafi sınırları da etkilemişti. Bu durum neticesinde doğu Avrupa’daki balkan devletleri Fransız İhtilali’nin de etkisiyle milliyetçilik ve bağımsızlık arzusuna kapılmışlardı. Bu arzu, sadece kendi kaderlerini çizmekle kalmayacak, muntazam bir imparatorluğun katline sebep olacaktı.

1821 yılına gelindiğinde Rum isyanı bölgeyi sarmış, ani hareketlenme neticesinde Türk birlikleri kalelere çekilmişti.  Birlikler donanmanın ve ana ordugâhın yardımını beklemekteydi ancak bekledikleri yardım gelmemişti.  Kaleye ricat eden birliklerin yokluğunda Rum isyancı birlikleri 26 Marttan 22 nisan paskalya pazarına kadar süreç içinde 15.000 civarında Müslüman ve Türk’ü katletmiş, 3000 çiftliği yakmıştı. (Justin McCharty:Ölüm ve Sürgün S:8-12).  İsyan daha çok papazlar tarafından organize ediliyordu. Geçmişte dini vecibe olarak lanse edilip Haçlı seferleriyle Kudüs’te atların dizlerine kadar Müslüman kanında gezdiğini itiraf eden zihniyet bugün köyleri, kadın ve çocukları da ayırt etmeden işkencelerle katletmekten geri durmamıştı. Bu isyan kısa zamanda din ve millet savaşına dönüşmüş, bölge Rum-Türk, Hristiyan-Müslüman çemberinde yanıyordu. Daha dün, kurban bayramlarında etini paylaştığı dostu Yorgo artık onu öldürmek, karısına tecavüz etmek ve çocuğunun derisini yüzmek için çaba gösteren bir düşmandı. Rumlar çatışmanın çapını daha da öteye taşıyarak ege adalarına da taşımışlardı. Adalarda ikamet eden Rumlar da anakaradakiler ile aynı faaliyetlerde bulunuyor hatta ticari gemilerden bozma savaş gemileri yaparak adaların çevresinde yunan isyan donanması olarak faaliyet gösteriyorlardı. Bu hal sonucunda son derece ciddiye alınması gereken Türk-Yunan iç savaşı başlamıştı.

via: nello_artworks

Osmanlı imparatorluğu derhal karadan ve denizden müdahaleye başlamıştı. Bazı başarılar elde edilmişti ancak bu başarılar isyan ateşinin yanında çayda çıra kalmıştı. Avrupa’nın yanı başında meydana gelen bu ciddi hadise elbette Avrupalı devletler tarafından da görmezden gelinmiş değildi. Büyük devletler olaya müdahildi. Osmanlı’nın iç işlerine müdahale etmekteydiler. Osmanlı devleti derhal bu sorunu çözmeliydi ancak mevcut şartlar bunu engellemekteydi. Bu soruna bir hal çare bulmak için yana döne çözüm aranırken İmparatorluk, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya başvurmakta karar kılmıştı. Koca devlet çözemediği sorunu halletmesi için valinin kapısını tıklatmıştı. Peki bu kudretli vali kimdi?

Mehmet Ali paşa,  3 Temmuz 1805 tarihinde Bab-ı Ali tarafından Mısır Valiliğine getirilmişti. Bu durumda elbette Fransa’nın Mısır’ı işgali sonrası oluşan Memlük isyanı karmaşasını bastırması etkili olmuştu. Vali olduktan sonra çalışmalara başlayan paşa, kölemenleri ortadan kaldırmış, Avrupa’dan getirdiği üst akıl ile kendisine bir ordu kurmuştu. Bu ordu ile Memlük beyleri ile mücadele etmiş ve Memlüklere son vermişti. Vahhabilerle de mücadele eden paşa, kirletilemez Mekke ve Medine’yi vahhabilerin kirli ellerinden kurtararak şöhretine şöhret katmıştı. Vilayeti kalkındırmış, bayındır hale getirmiş ve halkı da refah içine sokmuştu. Daha nice büyük başarı ile hem mısır tebaasına kendisini benimsetmiş, hem otoritesini sağlamlaştırmıştı. Mısır halkı Mehmet Ali Paşa’yı el üstünde tutuyor, sevgi duymaktan kendini alıkoymuyordu. Paşa, Bu süreçte otoritenin ilk şartı askeri gücü de ihmal etmemiş, muazzam bir ordu ve donanma meydana getirmişti. Sözün özü, Kavalalı Mora isyanı için biçilmiş kaftandı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun Mısır Vilayeti Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Osmanlıya yardım etmeyi kabul etmişti ancak karşılık da beklemiyor değildi. Osmanlı İmparatorluğu Valisinin kapısını tıklatırken elinde bir kutu da çikolata getirmişti. En nihayetinde Valinin uzun zamandır arzuladığı Mora ve Girit valiliklerini de Valinin emrine vermek durumunda kaldığının farkındaydı.

Bu gelişmeden sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa sefer hazırlıklarına başlamıştı. Oğlu İbrahim Paşayı kumandan tayin etmiş ve Rum isyanını bastırmak için emrine 54 adet savaş gemisi, 150 adet top, 400 nakliye gemisi ve 16.000 asker tahsis etmişti. İbrahim Paşa 26 şubat 1825’te emrindeki seçme birliklerle Navarin’in 5 deniz mili (8km) kadar güneyindeki Modon (Methone) topraklarına ayak basmıştı. Aradan bir ay geçmemişti ki 18 Mayıs günü Navarin’i kurtararak burada karargâh kurmuştu. Muharrem Bey komutasına verilen Mısır Hidivliği Donanması ile Çengeloğlu Tahir Paşa komutasındaki Osmanlı Devleti Donanması da Navarin limanına girerek demirlemişti. Donanma burada demirli vaziyetteyken Osmanlı kuvvetleri mücadeleye devam etmekte ve asilerle çarpışmaktaydı. Bir yandan Mora yarımadasının göbeğindeki Tripoliçe 20.000 civarı Türk-Müslüman’ın katledilmesinden 4 yıl sonra kurtarılmışken bir yandan da yarımadanın 93 mil (150km) kuzeyinde Mesolongi de 23 Nisanda teslim olmak zorunda kalmıştı. İsyanın kırılamadığı son nokta yarımadanın tam doğu ekseninde kalan nafplion olmuştu. İngiltere isyanın devamlılığını sağlamak amacıyla yunan isyancı birliklerinin başına kara birliklerini komuta etmesi için Sir Richard Churh’u ve Donanma birlikleri için İskoç komutan Lord Cochrane’ı tayin etmişti. Ne var ki 25.000 Osmanlı birliği ve 15.000 Mısır birliği karşısında sayıları 5.000’i vurmayan Yunan isyancıları gönderilen uzmanların kılavuzluğuna rağmen işin içinden çıkamamıştı.

Rum isyancılar Osmanlı birliklerini kalelerine kıstırmış, bağımsızlık yolunda yankılı adımlarla bağıra çağıra ilerlerken Osmanlı ve Mısır birliklerinin bu beklenmeyen başarıları sonrası bastırılmayaduran Yunan isyanı Avrupa’da ciddi etki göstermişti. Neticede bugün de Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan o gün de Avrupa için sevimli maşaydı. Osmanlı isyanı bastırmıştı bastırmasına ancak atı alan Üsküdar’ı geçmişti. Avusturya ve İngiltere ile uzun bir barış döneminde olan Osmanlı bu isyanı bastırmakta çok gecikmiş ve büyük güçlere karşı zayıf elini açık etmişti. İş artık siyasete kalmıştı.

via: nello_artworks

İngiltere, Trafalgar savaşına da katılmış tecrübeli amiral Sir Edward Codrington’u; Fransa, Amiral Henry De Rigny’i Mora sahillerine göndermişti. Son olarak da Amiral Lodewjik Van Heiden Rus filosuyla ittifaka katılmıştı. Filolar Navarin önlerine geldiğinde öncelikle Osmanlı kuvvetlerinin kumandanı Çengeloğlu Tahir Paşa ile değil Mısır kuvvetlerinin kumandanı İbrahim Paşa ile görüşmüşlerdi. Bu görüşmeye göre Osmanlı-Mısır donanmaları Navarin’de kalacak ve Bab-ı Ali’nin kararnamesini bekleyecekti. Bu mütarekenin ardından İngiliz ve Fransız filoları Navarin’in kuzeyindeki Zakynthos (Zanta) ve güneyindeki Milo (değirmenlik) adalarına çekilerek demirlemişlerdi. Bu süreçte Osmanlı Donanmasının Navarin’de kalıp kalmadığını gözlemlemek için de liman girişine bir Fırkateyn çakılmıştı.

Aradan kısa bir süre geçmişti ki İngiliz kayıtlarının iddialarına göre Osmanlı donanması mütarekeyi ihlal ederek Navarin limanından ayrılmıştı. İbrahim Paşa Korint körfezine kadar gelerek burada Rumları topa tutmuştu. Bu duruma delil olarak da İtea körfezindeki çatışmayı göstermişlerdi. İtea körfezinde demirli halde bekleyen Osmanlı donanmasına ait 9 gemi, Yunan devrimciler tarafından 4 gemilik bir kuvvetle imha edilmişti. Frank Abney Hastings komutasındaki yunan filotillasının önünde buharlı Karteria gemisi bulunmaktaydı. Gece vakti yapılan ani baskında Karteria öncü rolü üstlenip Osmanlı filotillasının arasına dalarak ateş üstünlüğü sağlarken diğer gemiler de Osmanlı gemilerini batırmaya çalışacaktı. Plan uygulamaya konmuştu ve Karteria manevraya girişmişti. Katran karası gecede denizde sessizce ilerleyen yunan isyan filosu Osmanlı filotillasına epey yaklaşmıştı. Karteria gemisinden ateşlenen toplarla gece aydınlanmıştı. Bu ani gürültü ve karmaşada Osmanlı donanması hiç beklemediği deniz harekatına karşı reaksiyon gösterememişti. Karteria Osmanlı gemilerinin dikkatlerini üzerine çekerken Yunan isyancıların bulunduğu diğer 3 gemi de sinsice ancak büyük bir başarıyla Osmanlı savaş gemilerine birer birer yanaşıp yağlı paçavralarla, meşale ve yanıcı unsurlar ile gemileri tutuşturmuştu. Osmanlı gemileri, onca emekle inşa edilen sanat eseri misali güzellikteki ölüm makineleri yanlarına yanaşan küçük gemilerin çakmak tutmasıyla birer alev topuna dönmüştü. Bu kısa çatışmada 9 Osmanlı fırkateyni yakılmıştı. Bu vahim olay neticesinde gemileri pahasının epey altında kaybetmek yetmezmiş gibi İngiliz-Fransız birleşik filoları Navarin önlerine gelmiş ve akıllarına koyukları dehşetli planı uygulamaya geçirmişlerdi. Navarin’de Osmanlı Donanmasına iyi bir ders verilmeliydi!

Karteria, Osmanlı Filolarının Arasında İlerliyor.

Birleşik donanma hiçbir savaşvari tutum sergilemeksizin Navarin limanının önüne gelmişti. Osmanlı ve Mısır Donanmalarının karşısına getirdikleri donanma;  11 hat gemisi (Hat gemileri o dönem donanmaların sahip olduğu en güçlü gemilerdi. 3-4 katlı, 3 direkli 70-100 top bulunduran dev kalyonlardır), 9 Fırkateyn ve 4 küçük çaplı gemiden oluşmaktaydı.

Buna karşın Osmanlı ve Mısır hıdivliği donanmaları 3 Hat gemisi, 15 Fırkateyn ve 50 küçük gemiden oluşturulmuştu.

İngiltere-Fransa-Rusya Müttefik Donanmaları
Gemi Kimliği Top sayısı Gemi Cinsi
HMS Asia                    (Müttefik filoların amiral gemisi) 84 top 2. Sınıf
HMS Genoa 76 top 3. Sınıf
HMS Albion 74 top 3. Sınıf
HMS Glasgow 50 top 5. Sınıf
HMS Cambrian 48 top 5. Sınıf
HMS Dartmouth 42 top 5. Sınıf
HMS Talbot 28 top 6. Sınıf
HMS Rose 18 top Fırkateyn
HMS Brisk 10 top Fırkateyn
HMS Musquito 10 top Fırkateyn
HMS Philomel 10 top Fırkateyn
HMS Hind 10 top Uskuna
FS Breslaw 84 top 2. Sınıf
FS Scipion 80 to 3. Sınıf
FS Trident 74 top 3. Sınıf
FS Sirene                    (Fransız Filonun Amiral Gemisi) 60 t Fırkateyn
FS Armide 44 top Fırkateyn
FS Alcyone 16 top Uskuna
FS Daphne 6 top Uskuna
IRN Azov                          (Rus Filonun Amiral gemisi) 80 top 3. Sınıf
IRN Gangut 84 top 2. Sınıf
IRN Ezekiel 80 top 3. Sınıf
IRN Aleksandr Nevskii 80 top 3. Sınıf
IRN Provornyi 48 top 5. Sınıf
IRN Konstantin 44 top 5. Sınıf
IRN Elena 38 top 5. Sınıf
IRN Kastor 36 top 5. Sınıf
*HMS (İngiliz Kraliyet Donanması)   *FS (Fransız Donanması)   *IRN (Rus İmparatorluk Donanması)

Müttefik donanmaların en önemli gücü çoğunluğu hat gemisi olarak adlandırılan 3 güverteli 3 direkli 70-80+ top bulunduran ağır tonajlı gemiler olmasıydı. Bu gemilerin büyük çoğunluğu Napolyon savaşlarında donanmaya alınan 20-30 yıllık gemilerdi ve mürettebatları da Trafalgar savaşı dahil açık denizlerde yaşanmış muharebelere girip çıkmış, bu muharebelerde kendileri gibi devasa gemilerle mücadele ederek tecrübe kazanmışlardı. Kısacası Osmanlı ve Mısır’ın nispeten orta boy kalan savaş gemilerine karşı kolayca üstünlük sağlayabilirlerdi. Gemilerin dezavantajlarına gelince.

Tüm ihtişamı ile HMS Asia

Bu gemilerin suya indirilip kullanıma alındığı tarihten bu yana donanma teknolojileri gelişmişti. Buharlı itiş gücü, zırhlı gövdeler, yivli-setli namlulara sahip toplar ve bilhassa patlayıcı mermiler donanmaların kullanımına girmişti. Ne var ki Müttefik donanmalar sürekli savaş ve manevra halinde bulunduklarından güncel teknolojiyle donanmak için revizyona alınmamıştı. Yelkenle hareket eden zırhsız ahşap gövdeli, standart yivsiz toplar ve standart gülleler kullanan gemilerdi. Gemiler güncel teknolojilerden mahrumdu. Buna karşılık İngiliz donanmasına ait gemilerde bazı iyileştirilmeler de yok değildi. Trafalgar savaşının fatihi Amiral Nelson’un muazzam gemisi HMS Victory Canopus sınıfı bir gemiydi ve bu savaşta 80-90+ topa sahip 3 katlı bu gemilerin dengesiz ve manevra kabiliyetinin çok sınırlı olduğunun farkına varılmıştı. Sonraki gemiler çoğunlukla 2 katlı olarak inşa edilerek bu handikap kapatılmıştı. Ayrıca eski gemilerdeki 24 librelik toplar değiştirilerek 32 librelik toplar ve ek olarak 68 librelik süper toplar da konuşlandırılmıştı. Bu donanmada HMS Victory ile aynı sınıfa ait yani Canopus Class üyesi tek gemi HMS Asia idi. Özetle müttefik donanma hız ve manevra kabiliyeti kısıtlı halde Osmanlı donanmasını limanda kıstırmış ve ağır tonajlı gemilerle yüksek libreli toplarla savaşa hazırdı.

Osmanlı-Mısır Donanmaları
Gemi Kimliği Top Sayısı Gemi Cinsi
Guyuh-u Revan                                      (Osmanlı Amiral Gemisi) 84 top 3. Sınıf
Fethi Bahri                                               (Mısır Amiral Gemisi) 74 top 3. Sınıf
Burc-u Zafer 70 top 3. Sınıf
İhsaniye 64 top Fırkateyn
Fevz-i Nusret 64 top Fırkateyn
Kaid Zafer 64 top Fırkateyn
Suriye 56 top Fırkateyn
Leone (?) 60 top Fırkateyn
10 adet İsimleri bilinmeyen 50/60 top Fırkateyn
50 adet gemi   Tekne-mavna

Osmanlı-Mısır donanmalarının toplamda 78 gemide 2180 topu mevcuttu. Buna rağmen müttefik donanmaların 22 savaş gemisinde 1258 top vardı. Bu sayısal değer yanıltıcıydı zira Müttefik unsurların niceliğin aksine nitelik üstünlüğü vardı. Osmanlı donanmasının sahip olduğu toplar düşük kalibreli olduğundan Müttefik unsurların toplarına nazaran Osmanlı donanmasında bulunan toplar daha isabetsiz atışlar yapıyor, daha aralıklı ateş edebiliyor ve daha güçsüz vuruşlar sağlıyordu. Bunun üstüne Osmanlı donanması müttefiklerin 11 adet sahip olduğu hat gemilerine 3 adet sahipti. Bu gemiler çok önemliydi çünkü düşman unsurlarının arkaya sarkmaması için ön hattı tutma noktasında şartlardı. Bu zafiyeti ise 9 müttefik firkateynine karşılık 15 çift katlı Fırkateyne sahip olmakla kısmen dengeleniyordu. Osmanlı donanması çoğunlukla Fırkateyn, Korvet ve Briglerden meydana gelmekteydi. Sayısal olarak üstün olsalar da bu küçük gemiler Müttefiklerin sahip olduğu büyük gemiler karşısında epey yetersiz kalmaktaydı. Onların manevralarını engelleyemiyor, yeterli ateş üstünlüğünü sağlayamıyorlardı. Düşük güverte boyları sebebiyle de aborda olduklarında rampa ettiklerinde leventler müttefik gemilerine çıkmakta güçlük yaşıyorlardı. Müttefik gemilerinden yukarıdan aşağıya doğru Türk gemilerine yanıcı maddeler kullanarak taarruz etmesi de cabası oluyordu.

Osmanlı Kalyonunun Ateş gemisi tarafından yakılma anına ait tasvir.

Türk gemilerinin zafiyetlerine ek olarak Türk denizcileri de ciddi bir eksikliğe daha sahipti. Müttefik donanmaların mürettebatları Trafalgar savaşı, Nil muharebesi gibi tecrübelerle büyük donanmalara karşı nasıl savaşılacağını deneyimlemişlerse de Türk denizciler son yıllarda çoğunlukla isyancı yunan donanması gibi küçük deniz birlikleriyle mücadele etmiş ve kalyonlarla, firkateynlerle oluşturulmuş bir donanmayla mücadeleyi tecrübe etmemişlerdi. Buna ek olarak Mısır donanmasında bulunan Fransız donanma uzmanlarından oluşan ithal mürettebat da Amiral Rigny tarafından Fransız donanmasına karşı savaşmamak hususunda ikna edilmişti.

Müttefik donanmalar 20 Ekim 1827 günü Navarin limanı önlerine geldiğinde büyük bir tarihin yazılmak üzere olduğundan habersizlerdi. Öngörmüş olmalıdırlar lakin son raddeye kadar bölgeye gelen 3 ülkenin birleşik donanması vurmak değil baskı kurarak masaya oturtmak, masada yenmek maksadıyla gelmişti. Osmanlı hükümetinin anlaşmaya yanaşmaması üzerine donanmalar arasındaki hava da epey ısınmıştı. Müttefik donanmanın uygulamayı planladığı manevradan habersiz Osmanlı savaş gemileri limanın içinde geniş nal formasyonunda demirli halde yatmaktaydı. Liman önünde bekleyen müttefik donanmanın amiral gemisi HMS Asya’yı komuta eden Amiral Codrington dönemin son teknolojisiyle üretilmiş gemisini ve beraberindeki 2 gemiyi liman ağzına kadar getirdi. Amiralin gözlemlerine göre demirli, olmalarına rağmen Türk gemilerinde ciddi birer hareketlilik ve hazırlık söz konusuydu. Osmanlı filosu Müttefik Donanmasından 3 geminin liman ağzına gelerek demirlemesine müsaade etmişti. Saatler 14 sularını gösterirken burada bekleyen amiral, HMS Dartmouth gemisinin filikası ile Mısır Filo komutanı İbrahim Paşa’ya bir ileti gönderdi. Müttefik donanmaların amirali Codrington limanın girişine konuşlandırılan Osmanlı Humbara gemisinin pozisyonunun değiştirilmesi talebini iletti. Bu humbara gemileri mahmuzlarına bağlanan patlayıcı ve yanıcı malzemeler ile karşısındaki gemiyi mahmuzlayıp yangın ve infilak yaratarak imha eden çok riskli unsurlardı. İşte tam bu noktada fitil ateşlenmiş oldu. Amiral Codrington ilk ateş eden taraf olmamak için uğraşırken Mısır gemilerinden biri tarafından mesaj getiren HMS Dartmouth filikasına topla ateş açılmıştı. Filikadaki Teğmen G. Fitzroy ve mürettebattan bazıları yaralanmış, İngiliz tercüman Peter Mikelis ise öldürülmüştü. Bu durum üzerine Amirallerini savunmaya başlayan Dartmouth, yanındaki iki İngiliz gemisi ve liman ağzındaki Mısır gemileri arasında top ateşleri ile keskin ve ani bir savaş başlamıştı.

Müttefik filoya ait Kalyonun iki Türk Fırkateyni ile Düellosuna ait tasvir

Osmanlı-Mısır donanmaları Navarin limanının içinde limanın ağzını kapatan Sfaktiria adası ile anakara adasında limana giriş yapılabilen boğazı çevreleyecek halde nal formasyonunda üçlü sıra dizilişinde konumlanmıştı. Bu sıralanmanın ilk sırasında merkezde 3 hat gemisi, kollarda ise çift katlı büyük fırkateynler bulunmaktaydı. İkinci sırada daha küçük fırkateynler son sırada ise korvetler, küçük gemiler ve kol uçlarında humbara gemileri bulunmaktaydı. Bu formasyonda dizilmenin amacı hat gemilerinin eksikliğiydi. Ön hattaki gemiler ana hattı tutmak için canhıraş mücadele edecekti. İkinci sırada bulunan fırkateynler ön sırada dizilen daha büyük gemilerin ardında saklanarak müttefik filonun gemilerinden açılan ateşten korunabilmesi, saklandıkları Osmanlı gemilerinin ardından çıkıp ateş edip tekrar geri girebilmesi amaçlanmıştı.

Müttefik donanma ise boğazdan içeriye sarkabilmek için sıra sıra dizilmişti. Amiral Codrington’un planına göre gemiler limanın içerisine sarktıktan sonra hilal şeklinde Osmanlı birinci hattına paralel şekilde demirleyecekti. Bu durumda İngiliz gemileri Osmanlı donanmasının merkezine; Fransız gemileri Osmanlı donanmasının sol cenahına; Rus gemileri ise Osmanlı donanmasının sağ cenahına karşılık gelecekti. Bu düzen seçilirken Fransız gemilerinin Osmanlı sol cenahını karşısına almasının özel de bir sebebi vardı. Osmanlı sol cenahı mısır hıdivliğinden gelen gemilerden oluşmaktaydı ve bu gemilerdeki ithal Fransız personeller elbette Fransa donanmasına karşı savaşmakta isteksiz olacaklardı. Aslına bakılırsa Amiral Codrington’un planı müttefiklerce riskli bulunmuştu. Buna rağmen plan kabul edilmişti. Bu da Müttefik donanmada taktik hususunda güvenirliği sorgulatmıştı.

Türk ve Müttefik filoların planlanan savaş dizilimi.

20 Ekim günü saat 13.30 civarında toplar susturulmuştu. Amiral Codrington Müttefik Filolara karşı tarafdan ilk ateş açılmadan ateş edilmemesi hususunda mutlak emir vermişti. Aynı zamanda her türlü duruma karşı doruk seviyede hazırlıkta olmalarını ve silah başında beklemelerini de emirlerine eklemişti. Müttefik filo gemileri silah yuvalarının kapakları açık halde beklemeye başlamışlardı.

Saatler 14.00’ı gösterdiğinde an gelip çatmıştı, kaçınılmaz savaşın ilk sesleri henüz dinmişken Amiral Codrington beklenen emri vermiş ve manevraya başlamıştı. Müttefik savaş gemileri Navarin limanının güneybatı ucundaki ağzında sıralanmış ve limanın içine akmaya başlamışlardı. Filo dizilimi en önde İngiliz filosu, yanında Fransız filosu ve en arkada Rus filosu şeklindeydi. Limana girerken koçbaşı görevini ise İngilterenin filotillaların içindeki en büyük gemiyi temsil eden amiral gemisi HMS Asya üstlenmişti. Asya, peşindeki gemileri de ardından sürükleyerek önce limanın ağzında Osmanlı-Mısır filolarının sağ cenahını oluşturan bölümün üzerine ilerlemiş ardından yay şeklinde Osmanlı formasyonunun sol cenahı yani liman ağzının doğu bölümündeki ucuna doğru ilerlemişti. Liman ağzındaki Osmanlı sol cenahını yani nal formasyonunun en ucunu tutmak için Fransız FS Sirene, FS Trident, FS Scipion, FS Breslaw ve arkalarında FS Armide, FS Alcyone, FS Daphne gemileri dizilmişti. Nal ucundan sonra devam eden kuyruğun Osmanlı-Mısır ana gemilerinin bulunduğu bölümü almak İngilizlere düşmüştü. HMS Asya’yı komuta eden Amiral Codrington, gemilerinden oluşan kısmın hemen karşısında durmuştu. Tam da İbrahim Paşa’nın eniştesi Muharrem Bey’in komuta ettiği çift katlı 60 toplu fırkateynin karşısına pozisyon almıştı. Asya’nın ardında sırayla HMS Genoa HMS Albion dizilmişlerdi. İngiliz gemilerinin gerisinde ise Osmanlı nalının devamını perdelemek için Rus gemileri sıraya girmişlerdi. IRN Azov, IRN Gangout, IRN Ezekiel, IRN Constantin, IRN Aleksandr Nevski, IRN Kastor, IRN Elena ve son olarak IRN Provornyi kuyruktaydı. Son olarak nalın kıç kısmına karşılık İngiliz filosunun HMS Talbot, HMS Cameleon, HMS Philomel, HMS Cambrian, HMS Glasgow, HMS Rose, HMS Musquito ve HMS Hind konumlanmıştı.

Henüz ortalık cehennem arefesindeyken İbrahim Paşa’nın komuta ettiği  gemiden ayrılan bir sal Amiral Codrington’un dehşetli gemisi Asya’ya yaklaştı ve İbrahim Paşa tarafından amirale gönderilen limana giriş izni verilmediğini içeren talimatnameyi iletti. Bu durumda Amiral Codrington İbrahim Paşa’ya emir almaya değil emir vermeye geldiğini, Osmanlı gemilerinin ateş açması durumunda donanmayı yakacağını bildirerek niyetini açıkça belli etmişti.

Amiral, müttefik filo gemileri pozisyonlarını aldıkları anda kendi gemisi ve yanında bulunan 2 ingiliz gemisiyle birlikte güvertelerden bando çalınmasını emretmişti. Bu orkestra devam ederken müttefik gemilerinin manevraları da devam ediyordu. Filodan gemiler her manevra ettiğinde Osmanlı gemilerinde de manevra talimatı veren trompetlerin çalındığı duyuluyordu.

Nal formasyonun güneydoğu burnunda HMS Dartmouth, Osmanlı donanmasına ait 2 Brig ve 4 uskunayı takip etmek için liman ağzına doğru ilerlemeye koyuldu. Yakınlaştıkları anda o bölgede bulunan Osmanlı Korvet ve humbara gemilerinde alev hazırlandığını tespit etmişti. Bu faaliyeti durdurmalarını istemek üzere üzerlerine bir küçük gemi göndermeye koyulmuştu ki ilerleyen gemi humbara gemisi tarafından ateşe verilmiş ve korvetlerden top ateşi ile baskı altına alınmıştı. HMS Dartmouth kaptanı Thomas Fellowes, yaralıları almak için bir küçük gemi daha göndermişti. Ne var ki Osmanlı denizcileri ateşle oynamayı sevmişler olacak ki yaralı kurtarmaya gelen bu gemiye de ateş açtı ve mürettebatı yaralamışlardı. Artık iş küçük çaplı tacizden çıkmış ve çatışma halini almıştı. HMS Dartmouth’a destek çıkmak amacıyla derhal bölgeye yelken basan Fransız amiral gemisi FS Sirene, toplarla Osmanlı gemilerine ateş açmıştı. Bölgede çatışma hali askıda devam ederken bölgeye gelen FS Sirene Osmanlı Korvetlerinden biri tarafından top ateşine maruz kalınca çatışma savaş halini almak için ihtiyaç duyduğu kıvama gelmişti. Top sesleri pozisyon almış gemiler silsilesinin bir kısmından başlayıp bütün limana yayılmıştı. An itibari ile Navarin Limanı savaş alanına dönmüş ve gemilerin tamamı savaş makinelerini konuşturmaya başlamıştı.

Fransız FS Scipion savaş gemisi Amiral Rigny’nin amiral gemisi FS Sirene’nin ardında ilerlemekteyken iki taraftan da Mısır savaş gemileri ve kıyıdaki Osmanlı topçu birlikleri tarafından ateş altına alınmışlardı. Diğer bir tehdit de Scipion ve Sirene üzerine dümen kıran Osmanlı Humbara gemisiydi. Bu patlayıcı yüklü gemi kendilerine yanaşması halinde bu iki ihtişamlı geminin parça parça Navarin sularına gömülmesi, mürettebatın da kanıyla suyu kırmızıya çalması kaçınılmaz olurdu.  Ateş gemisi bu iki Fransız gemisinden FS Scipion’u kendisine hedef seçmişti. Hızla Scipion’un üzerine ilerlerken FS Scipion mürettabatı bu tehlikeli girişimi önlemekte geç kalmıştı zira kendileri de kıyı topçu bataryalarının ölüm kusan ateşiyle boğuşmaktaydılar. Humbara gemisi Scipion’a aborda olacak kadar yakınlaşmıştı. Civarda bulunan Osmanlı birlikleri iştahla kopacak gümbürtüyü beklemekteydiler. Bu saldırı başarılı olursa elbette muharebenin daha ilk başında müthiş bir psikolojik üstünlük elde etmiş olacaklardı. Humbara gemisi o karmaşanın içinde FS Scipion’un burnundan ufka doğru uzanan  direğin hemen altına girerek Scipion’a sokulabilmişti. Tam şuanda beklenen yegane olay humbara gemisinin dehşetle infilak ederek ortalıkta yankı eden gemi toplarının gürültüsünü susturması, Scipion’u da yanında götürerek sulara gömülmesiydi. Humbara gemisi bir türlü infilak etmemiş, Scipion mürettabatı ise derhal uzaklaşmaya çabalıyordu. Humbara gemisi infilak için ihtyiyaç duyulan barutla değil yangın çıkartmak için gerekli levazımla donanmış olacak ki patlama meydana getirmemiş, FS Scipion’un burnunda yangın başlatmıştı. Yangının ihtiyaç duyduğu yağlı paçavralar gemiye çoktan bulaşmış, limanın rüzgarlı havasında hızla yayılıyordu. Scipion mürettebatı büyük bir cesaretle alevlerin içine dalmış ve yangının pruva ve grandi direklerine sıçramamasını sağlamaktaydı. Bu sırada FS Scipion’un kız kardeşi olarak bilinen FS Trident imdada yetişmiş ve Scipion’a halat atmayı başarmıştı.  Trident Scipion’u yedeğine almış kurtarmaya uğraşırken HMS Darthmouth da yardıma gelmiş ve Scipion’u bu hengameden kurtarmışlardı.

Müttefik Donanmalar Navarin Limanına girerken Humbara gemisi FS Scipion’u darbeliyor.

Amiral Rigny, gemilerini bu telikeli çatışmadan sağ kurtardığına sevinirken komuta ettiği gemisi FS Sirene, kendisini çift katlı Osmanlı Fırkateynlerinden birinin karşısında bulmuştu. Aslında Osmanlı muhribinin önünde bulmasının sebeplerinden biri de Navarin limanının girişindeki kalede bulunan kıyı bataryalarının taciziydi. Bu bataryalar müttefik gemilerin manevra kabiliyetini kısıtlıyordu ancak Amiral Rigny, bir Osmanlı savaş gemisinin tam karşısındayken bu bataryaları düşünemezdi ve onlarla daha sonra ilgilenecekti. Amiral Rigny’nin komuta ettiği FS Sirene,  51 metre uzunluğunda 60 top bulunduran hızlı bir gemiydi. Tam karşısında duran Osmanlı gemisi İhsaniye ise çift katlı 64 toplu bir fırkateyni idi. Her iki gemi de bu karşılaşmadan sadece bir geminin sağ çıkacağını biliyordu elbette. Sirene ve İhsaniye dehşet bir düelloya tutuşmuşlardı. Her iki gemi de birbirlerine kenetlenmiş, yakın mesafeden toplarını birer birer, yeri geldiğinde topluca karşıdaki düşman baştardasına püskürtüyor, barut ve gülle ile işini bitirmeye çalışıyordu. İki gemi de hemen hemen karşısındaki düşman geminin muadiliydi. Birbirine denk sayılabilecek bu iki geminin de birbirini yok etmesi kolay olmamıştı. Etrafta çoktan yüzen ahşap gövde parçaları ve insan bedenleri görünür olmuştu. Gemilerden birinde yangın çıkmış, pruva direği parçalanarak gövdesine devrilmişti. Topları kısmen susturulmuş bu gemi üzücüdür ki ev sahibi Osmanlı donanmasına ait İhsaniye fırkateyni idi. Gelin görün ki İhsaniye kendisini ucuza satmamış, düelloda çarpışa çarpışa batmışken rakibi, kanlısı Sirene de çok ağır hasar almıştı. Batmamış olsa da savaşta herhangi bir savaş gemisiyle dalaşa girecek faaliyeti gösteremez hale gelmişti. Bu savaş gemilerin birbirini yedeğe almakla uğraştığı bir savaşa döneceğini daha ilk manevralardan belli etmişti. Bu sefer de FS Trident ve FS Sirene’nin daha az evvel humbara gemisinden kurtardığı FS Scipion  tarafından çekilerek muharebe alanın gerisine götürüldüler.  İhsaniye ile düellodan sağ çıkan FS Sirene ve Amiral Rigny, kendisini çeken iki gemiyi de yanına alarak liman ağzına ilerledi. İhsaniye’yi söndürdükten sonra sıra gelmişti kendilerini taciz eden kıyı bataryalarına. Sirene, liman ağzının kuzetdoğu burnundaki Navarin kalesi önlerine gelmişti. Kıyı topları karşılık verse de bu çatışma kısa sürmüş ve 3 fransız savaş gemisi kaledeki topçuları susturabilmişti.

İnfilak ederek tarumar olan bir Osmanlı Savaş Gemisi

Bu çatışmalar silsilesi yaşanırken Amiral Rigny ve ve beraberindeki gemileri gözlemleyen bir gemi daha vardı. Fransız FS Breslaw savaş gemisinin kaptanı Botherel De La Bretonniere, olan biteni takip etmeyi ihmal etmemişti. Gerekli görüldüğü taktirde desteğe gidecekti. Amiral Rigny’nin kıyı toplarını da susturduğunu görünce tehdit kalmadığına kanaat getirerek Fransız hattından uzaklaşıp İngiliz ve Rus hatlarına doğru dümen kırmıştı. Breslaw 84 topa sahipti ve denk bir muharebe alanında dengeyi değiştirebilecek kadar güçlü, ikinci sınıf bir gemiydi.  FS Breslaw merkez hatta yanaşmıştı ki İngiliz HMS Albion ve Rus IRN Azob gemilerinin çetrefilli bir muharebeye tutuştuklarını farketmişti. HMS Albion her ne kadar 74 toplu bir muhrip de olsa 3 Osmanlı hat gemisi ile başı dertteydi. HMS Albion amirali Ommanney yine de başarı göstermiş ve bu baskı altında bile bir Osmanlı Fırkateynini bastırmayı başarmış ve sulara gömmüştü. Breslaw Albion’a çok kritik bir anda yetişmişti, Fırkateyni avlayan Albion Osmanlı amiral gemisi Guyuh-u Revan’ın da aralarında bulunduğu 3 hat gemisi tarafından çok ciddi derecede tahrip edilmişti. Breslaw her ne kadar hat gemisi olmasa da Guyuh-u Revan’ın 84 toplu gücüne denkti. Savaş alanına giriş yapan Breslaw, Rus filosunun amiral gemisi IRN Azov ile birlikte 164 topluk bir güç oluşturarak Guyuh-u Revan ve beraberindeki 4 fırkateyn ile çarpışmaya başlamışlardı. Bu arada HMS Albion da batmaktan kurtarılmış ve Albion gemisinin komutanı bu durumu savaştan sonra itiraf etmişti. Osmanlı topçuları hızlı davranabilseydi şeytanın bacağını kırabilmek, bir müttefik savaş gemisi batırma şansını kaçırmıştı.

IRN Azov Türk Fırkateynini batırdıktan sonra muhabebeye devam ediyor.

Merkez hattın göbeğinde bunlar olurken ileri hatta İngiliz amiral gemisi HMS Asia, Kaptan Bey tarafından idare edilen 74 toplu üçüncü sınıf Osmanlı hat gemisi Fethi Bahri gemisi ile Mısır donanma komutanlarından Muharram beyin idare ettiği çift katlı Fırkateyni arasına girerek demirlemişti.  Bu üç devasa gemi arasında çatışma başlamak üzereydi. Muharrem bey, Amiral Codrington’a elçi göndererek saldırmayacağını bildirmişti. HMS Asia’nın tam da ihtiyaç duyduğu şey buydu. Bu haberin ardından konudan haberi olmayan Kaptan paşa, Fethi Bahri’nin güvertesinde leventlerine kulakları yırtarcasına haykırmıştı. Toplar birer birer karşısındaki dev gemiye ateşleniyordu. Fethi Bahri’nin 24 librelik topları karşıda bulunan 60 metre boyundaki dinozora işlemekte güçlük çekiyordu. Bu çatışmada Asia’da boş durmuyordu elbette. Muharrem Bey’in boş kalmasının da ferahlığıyla geminin Fethi Bahriye dönük yüzünde, 3 katta diş gibi dizilmiş toplarını ateşlemeye başlamıştı. HMS Asia’dan Fethi bahri’ye          24 adet 32 librelik, 16 adet 24 librelik, 1 adet 68 librelik, top peş peşe ateşleniyordu. Fethi bahri her ne kadar top sayısı olarak Asia’ya yakın olsa da tamamı 24 libre olan topları Asia’ya yeterli tesiri gösteremiyordu. Aradan kısa bir süre geçmişti ki HMS Asia tüm ihtişamıyla sessizliğe bürünmüştü. Mürettebat topları ateşlemiyor, gemideki hasarı izliyordu. Karşısındaki Fethi Bahri ile delice bir muharebeye girişmiş ve bu dev gemi öngörülebilir şekilde çarpışmadan tek parça halinde çıkan taraf olmuştu. HMS Asia’nın bu yaralı haliyse Muharrem Bey’in ağzının suyunu akıtmıştı. Asia gibi bir gemiyi batırmak iyi bir şöhret ve savaş için iyi bir dönüm noktası olabilirdi. Muharrem Bey’in çift katlı fırkateyni 60 civarı topuyla Asia’ya bakıyordu. Amiral Codrington böyle bir girişim beklemeksizin tercüman P. Mikelis’i filika ile Muharrem Bey’in firkateynine göndermişti. Filika Fırkateyne ulaşmamıştı ki Mikelis ve içinde bulunduğu filika Muharrem Bey’in gemisinden açılan ani ateş ile param parça olmuştu. Hemen akabinde Türk Fırkateyni yaralı halde bekleyen HMS Asia’yı toplarla dövmeye başlamıştı. HMS Asia’nın eğitimli ve tecrübeli mürettebatı derhal karşılık vermiş ve tekrar düello başlamıştı. Ancak bu düello Fethi Bahri’ninki kadar uzun sürmemişti. Arkadan Asia’ya desteğe gelen IRN Azov, Muharrem Bey’in fırkateynini Asia ile araya alarak çok kısa sürede söndürmüştü. Bu tehlikeli girişimi yapan Türk Fırkateyni bu kısacık sürenin ardından Azov’un üzerinden geçip gittiği yanan bir enkaz halini almıştı. HMS Asia çok ciddi tahrip olmuştu. Bu giriştiği muharebelerden çıktığında Asia neredeyse batmak üzereydi. Amiral Codrington ise bu çarpışmalarda geri hattaki İngiliz gemileri ön hattaki Osmanlı fırkateyn, korvet ve humbara gemilerine ateş açtığı sırada kardeş gemisi HMS Genoa’dan yanlışlıkla çok ciddi isabetler aldığını iddia etmişti.

HMS Asia’nın Fethi Bahri ve Muharrem Bey’in Fırkateyni ile Mücadelesi

İngiliz ve Fransız hattında savaş bu haldeyken müttefik filoların en geri hattını tutan Rus filoları aslen daha sıcak bir çatışma halindeydiler. Bu bölgede daha yoğun sıralanmış ve daha küçük olsalar da daha çok sayıdaki Türk gemileri ile Rus filotillası arasında müthiş bir çarpışma yaşanıyordu. Rus amiral Van Heiden, komuta ettiği IRN Azov gemisiyle bu hatta çarpışırken art arda 3 çift katlı fırkateyni ve fırkateynlerin perdelediği bir korveti açıkta yakalayarak batırmayı başarmıştı. Bu çarpışmada da kendisi su hattının hemen üzerinde 153 isabet aldığını rapor etmişti.

Müttefik filoların kuyruğunu tutan İngiliz gemilerinden HMS Talbot ve Fransız fırkateyn FS Armide Osmanlı sağ kanadını oluşturan fırkateynler ile yüzleşmek zorunda kalmıştı. Gemiler Osmanlı gemileriyle çarpışmaya başlamış ve kıyıya iyice yanaşmışlardı. Sorun da tam bu anda patlak vermişti. Osmanlı Fırkateynleri ile mücadele etmek mesele olmamıştı ancak Navarin limanının kuzeybatı kıyısında, susturulan navarin kalesinin tam karşısındaki sahillerde kıyı topçuları belirmiş ve bu iki müttefik gemisini ateş altına almışlardı. Bu ateş öyle ani ve şiddetli olmuştu ki Osmanlı gemilerinin bir türlü üstesinden gelemediği müttefik filo gemilerini ilk batırma başarısı Osmanlı kıyı topçularına ait olacaktı. HMS Talbot ve FS Armide bir yandan Türk Fırkateynleri ile mücadele edip bir yandan kıyı bataryalarından uzaklaşmaya çabalarken ilerideki Rus filolarından IRN Provorny  ve IRN Elena’nın bölgeye dümen kırarak kıyı bataryalarını topa tutmasıyla rahatlamış, daha da özüyle batmaktan ucu ucuna kurtulmuşlardı.

Muhrip enkazından kurtarılmayı bekleyen leventler (İstanbul Deniz Müzesi).

Savaşta kaderi değiştirebileceği öngörülen bir unsur daha vardı. Bu elbette humbara yani ateş gemileriydir. Osmanlı donanması bu gemileri aktif kullanmak maksadıyla Navarin kalesinin önünde bekletmişti. Müttefik filolar ise kriz yaratabilecek bu saldırıyı engellemek için HMS Dartmouth fırkateyninin emrine HMS Birsk, FS Alcyone FS Daphne gemileri de verilerek bu göreve tahsis edilmişti. Bu ciddi tehdit için odaklanmış bu küçük filotilla görevlerini başarıyla icra etmiş ve muharebenin en başında FS Scipion’a yapılan saldırı dışında hiçbir alev gemisi müttefik gemilerini mahmuzlamak bir yana dursun yanaşamamıştı.

Bu muazzam karmaşa sırasında dakikalar saat, saatler gün gibi geçmişti muhakkak. Nihayetinde saat 4 civarı olduğunda Osmanlı hat gemileri batırılmıştı. Ön hatları tutan çift katlı Fırkateynlerin de büyük çoğunluğu bertaraf edilmişti. Kalan küçük fırkateyn ve korvetler ise çarpışmaya devam ediyordu ancak elbette yapılacak bir şey kalmamıştı. Müttefik filolar kalan gemilerin kendilerini müttefik filoların insafına bırakmasını beklerken Osmanlı denizcileri cevvalce çarpışmaya devam ediyorlardı. Müttefik filolar komutanı Amiral Codrington bütün gemilere ateşkes emri vermişti. Ateşkes emri verilmiş olmasına rağmen gemiler susmuyor, çarpışma dinmiyor ve tam bir katliam uygulanıyordu. Müttefik filoların gemileri hareket tespit ettikleri türk gemilerine yanaşıyor ve üzerine barut ile gülle boşaltıyorlardı. İhtişamlı gemiler teker teker su üzerinde yanarak gezen, ortalığa kan kokusu yayan enkaz parçalarına dönmüştü. İmha edilen, infilak eden ve yanan Osmanlı gemilerinden yükselen dumanlar sebebiyle diğer müttefik filo gemileri verilen ateşkes sinyalini görmüyorlardı. Çatışmalar bu şekilde devam etti ve Osmanlı gemilerinin çok büyük çoğunluğu batırıldı. Bazı gemiler ise kendi mürettebatları tarafından, Türk leventleri tarafından infilak ettirilerek düşman eline geçmemesi için yok edilmişti.

Bu savaş durduğunda, Osmanlı ve Mısır filolarının kaybı çok büyüktü. Enkaz haline bürünen gemilerin dışında ilk belirlemelere göre Amiral Codrington’a bildirilen 3.000 Türk denizcinin öldürüldüğüydü. 1000’den fazla yaralı da ya kıyıya çıkmış, ya enkaz gemilerde sıkışmış ve kurtarılmayı bekliyordu. 78 türk gemisinden oluşan filodan yalnızca 1 Hat gemisi, 2 fırkateyn, 5 korvet ve 10 küçük gemi kurtulabilmişti. Ardından Amiral Codrington bu çılgın savaşta korktuğu raporu istemişti. Müttefiklerin kaybı!

Müttefiklerin kaybı verilen rapora göre 181 denizcinin ölümünden, 480 denizcinin yaralanmasından, ve bazı gemilerin ciddi derece hasar görmesinden ibaretti. Hiçbir müttefik gemisi batırılamamıştı. Rus imparatorluk donanmasına ait IRN Azov, IRN Gangut, IRN Lezekiil safdışı kalmıştı. İngilizlere ait 3 hat gemisi ciddi derecede bakıma ihtiyaç duyduğundan ingiltereye dönmeliydi. Bu gemilerin arasında en hasarlı olan, batmamasına şaşırılan ise HMS Asia idi.

Navarinde hava karardığında top sesleri duyulmuyordu. Haberler çok hızlı yayılmıştı. Müttefik filoların navarinde, Rum halkının derin bir nefret beslediği İbrahim Paşayı ve Osmanlı İmparatorluğunu donanmasız bıraktığını duyan rumlar çılgınlar gibi eğleniyorlardı. Kilise çanları hiç çalmadığı kadar hevesle çalınıyor, Parnassos ve Peloponnese   dağlarında engin alevler yakmışlardı. Köy, belde ve şehir meydanları rum halkıyla dolup taşmış, çok arzuladıkları Osmanlıdan ayrılarak bağımsız Yunanistan’ı kurma hülyalarına şarkılar sıralıyorlardı. Osmanlının bölgedeki garnizonları ise psikolojik harp ile karadaki çatışma ve karışıklıklara karşı çoktan yenişmişti bile.

Navarino Savaşı, Ulusal Tarih Müzesi, Atina/Yunanistan.

Haberler İmparatorluğa iletilmişti. Dönemin Osmanlı Padişahı Sultan 2. Mahmud, Donanmasını kaybetmesine rağmen Yunan isyanına karşı bölgedeki kalelerde hala 40.000 askere sahipti. Bu güç de Rumları Yunan bağımsızlığından epey uzak bırakıyordu. Ancak karanlık günler devam etmekteydi. 1828 yılına gelindiğinde Rus İmparatorluğu uzun zamandır beklediği fırsatı yakalamış ve Osmanlı imparatorluğuna savaş ilan etmişti. Harekat Ruslar için iyi gidiyordu. Orduları Tuna nehrini geçmiş, Silistre-Varna-Şumnu’yu kuşatmıştı. Navarin Faciasından 1 yıl geçmişti ki Osmanlı birlikleri Navarin’den çekilmeyi hala reddediyordu. Fransız birlikleri Navarin önlerine gelene dek bu durum böyle devam etti. Sonunda Türk birlikleri 1828 Ekim ayında Navarini terk etmişlerdi. Yunan isyancı kuvvetleri Navarine girdikten sonra cesaret bulmuş ve Osmanlı unsurlarına karşı yıldırım ve gerilla taktikleriyle darbeler vurarak orta Yunanistan’a kadar hakimiyet kurmuşlardı.

Osmanlı Donanmasının başından geçen köşe taşlarını oluşturan olayları konu aldığımız serinin 3. yazısı lan Navarin Baskını’nın sonuna gelmiş bulunuyoruz. Sabırla bu uzun yazıyı okuyup tarihimizi bizimle paylaştığınız için minnettarım. Bu serinin devamı olarak 4. yazı da yakında yayınlanacaktır. 4. Yazı ise Dünyanın en büyük kalyonları olan Mahmudiye’nin de içinde bulunduğu muazzam donanmanın çok kısa sürede nasıl inşa edildiğini, inşa edilen devasa gemilerin ihtişamını ve yıllar sonra gelen Sinop baskınını işleyeceğiz. Bakalım Osmanlı Donanmasının makus talihi yine deryaların karanlığından yana mı olacak…

Mahmudiye Yazısı İçin-> Donanmalar Çarpışıyor: Mahmudiye Efsanesi Doğuyor!

Yazar: Tarık KÜÇÜK

Hızır Hayreddin Paşa Döneminde Barbaros’ların Sancağı.

Yazar Hakkında

Tarık Küçük

Tarık Küçük

Sınıf öğretmeni olarak nice minik kalbe Türk milliyetçiliğini ve vatanseverliğini işleme, bunun yanında bilim-teknoloji iştahı kazandırma çabasındayım. Hem Tarih hem teknolojiye meraklıyım. Bilhassa Askeri teknoloji ve Savunma sanayi üzerine organizasyonlara katılıp firmalar ile çalışmalar yürüterek Türk Savunma Sanayi çorbasına az da olsa tuz katma gayesi içindeyim.




2020 Etkinlik Takvimi

Twitter